Dinle beni;
Hayat mı bu? Düşün... Sözlerle yönlendiriliyoruz. Gidiyoruz uçurumun ucuna kadar. Uçurum desen öyle böyle değil. Geri dönülmez, ulaşılmaz. Kurtulamayız eğer düşersek. Nasıl düşmeyiz? Benimle gel! Ne yapar eder saparız bu yoldan. Uçurumun aksine yürürüz. Sınıf sınıf, grup grup, bölük bölük... Bırak onlar gitsin. Unutalım onları. Ölümün soğuk nefesi derler ya; onlar benim için öyle artık. Seni benden ayıran her şey bu. Yani hayat bu. Ama soru şu: Hayat mı bu? Hayır! Işığa gidelim mi? Hayır! Çocuk olalım! Çözüm bu. Masum olalım. Bilmeyelim hiç yalan dolan. Uçurum nedir bilmeyelim. Ölümün soğuk nefesi derler ya; o olmasın işte. Ayrılmasın yolumuz hiç. Hatta birleşmesin de. Kanadından tutalım bir kuşun ve uçup gidelim. Odanda en çok ne olmak isterdin? Ayıcığın mı? Hayvanın mı? Ben ışığım! Onsuz yapamayız. Ya da sözlük. Ya da saat. Ben buyum. Ya sen? Benimle gel, seni sen yaparım. Gel n'olur. Delisin işte. Ben de ama sen benden de delisin. Güvenmiyorsun bana. Uçamayız, düşeriz sanıyorsun. Oysa kanada manada gerek yok... Oysa kanada manada gerek yok...
12 Eylül 2007 Çarşamba
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder