Ağlamanın çare olmadığı şeyler vardır. Ağlamanın çare olduğu hiçbir şey yoktur aslında. Gözün temizlenmesinden başka fiziksel ne işe yaradığı mechul bir eylem ama canlı bünyesine konulmuş işte. Hayvanlar da ağlar. Köpeği bıraktım, nankör denen kedinin bile ağladığını gördüm. Hayvanlar, hatta hayvanoğluhayvanlar bile ağlar. İnsan demeye bin şahit gerekenler bile ağlar. Erkekler bile ağlar.
Ağladığını görmek istediğim bazı insanlar olur bazen. Gerçekten ağlayıp ağlamadığını merak ettiğim insanlar… Gözümün önünde ağladığı halde ağladığına inanmadığım insanlar olur. Çok ağlayan insanlar da gördüm ki ben de onlardan biriyim.
Mutluluktan ne güzel ağlanır mesela, rahatlamaktan… Çok yaşadım. Üzülerek ağladığımdan daha sık değil tabi ama kayda değer sayıda rahatlamaktan ağladığım oldu. En sevdiğim… Bir keresinde ateşim çıkıp titremeye bile başlamıştım. Vücut bocalıyor tabi.
İlginç bir şey olarak görmezsen, ağladığında bunu yadırgamazsan çok rahatlatır ağlamak. Hıçkıra hıçkıra, salya sümük akıtarak insan içinde ağlayabilmelisin. Bırakacaksın kendini, bir kişi de ne yaptığını anlamadan bakmaz. Ağlamak işte, belki onun her gün yaptığı şey… Belki 18 yıl öncesinden beri tek damla gözyaşı dökmemiştir; ama anlar. Herkes anlar. Dünyanın ortak dili gibidir, her damlası ayrı bir kelime, dumanla haberleşmek gibi…
Melankoliye dönüştürmeden, tadını çıkararak ağlamak gerekir. Uzak bir noktaya bakıp gözünü kırpmadan mesela. O zaman huzura çok yakın ılık bir şey hissedilir, neredeyse gülümsetir. Neye ağladığını unutup ağlamaya devam edebilmek resmen gülümsetir ya.
Sevdiğin insan ağladığında içindeki sızı nasıl da nefret ettiğin ağladığında sıcak bir intikama dönüşür. Birkaç damlanın sayfalar dolusu kelimeye üstün gelmesidir yine bu. Sevdiğin ağlar ve affedersin, sevdiğim ağlar ve ağlarsın sevgini ona. Kadın ağladığında erkek ağlamaz mesela; ama erkek ağladığında kadın da ağlar. Kendini onda görmek şaşırtır çünkü. Beraber ağlamak ise ağlama mertebesinin en üstündedir, ağladığına baka baka ağlarsın. Ağladığına ağlarsın, ağladığına ağlar…
Ağlamaya değil de ağlatmaya alışkın insanlar vardır bir de. Hayatlarındaki insanlar, kadınlar, ağlar. Bilerek olmasa da alışır zamanla ve zaten kadınlar hep ağlar. Ağlarız, ağladığımıza ağlarız. Uğrumuza ağlamayacaklara oturur saatlerce, günlerce, bazen aylarca ağlarız. Ama ağlatanlar da ağlar. Çünkü hayvanlar bile ağlar, hayvanoğluhayvanlar bile.
Yakın zamanda üzüntüden öyle bir ağladım ki, şimdiye kadarki üzülüp ağlamalarım çok saçma gözüktü gözüme. Vücuduma ve ruhuma yaptıklarıma inanamadım. Umarım şimdiye kadarki mutlu olup ağlamalarımda da aynı şeyi yaşarım; öyle bir ağlarım ki mutluluktan, şimdiye kadarkiler silinip gider. Buna ihtiyacım var. Zaten ağlamak güzeldir.
8 Mayıs 2010 Cumartesi
13 Nisan 2010 Salı
An
Bir saniyede olur her şey
Bir kalp atışında
Göz kırpışında
Nefes alışında
Doğumu da, ölümü de
Bir saniyelik sesle
Örülür duvarlar
Öyle sağlam
Sorgusuz sualsiz
Her an yıkılacak gibi
Bir kalp atışında
Göz kırpışında
Nefes alışında
Ama yıkılmaz
Yıllar sığar o ana
Geçmek bilmez
Dile kolay
Başladığı gibi biter
Bir saniyede olur her şey
Doğumu da, ölümü de
Bir kalp atışında
Göz kırpışında
Nefes alışında
Doğumu da, ölümü de
Bir saniyelik sesle
Örülür duvarlar
Öyle sağlam
Sorgusuz sualsiz
Her an yıkılacak gibi
Bir kalp atışında
Göz kırpışında
Nefes alışında
Ama yıkılmaz
Yıllar sığar o ana
Geçmek bilmez
Dile kolay
Başladığı gibi biter
Bir saniyede olur her şey
Doğumu da, ölümü de
Olmaz
Ben sana demedim
Seni diyenlere dedim
Olmaz diye
Niye dinledin?
Tenimden kopardığım gibi
Kalbimden de kopardım şimdi
Çıktın zindanımdan
Nasıl geri döneceksin?
Gece yalanları da
Gündüz düşleri de biter
Gerçek de biter zamanla
Kimi teselli edeceksin?
Sorgulama zamanı değil şimdi
Aşkın yaprakları çoktan döküldü
Boğaz’ın iki yakası bir araya gelene dek
Bir arada olamayız biz
Ben sana demedim
Seni diyenlere dedim
Olmaz diye
Niye dinledin?
Seni diyenlere dedim
Olmaz diye
Niye dinledin?
Tenimden kopardığım gibi
Kalbimden de kopardım şimdi
Çıktın zindanımdan
Nasıl geri döneceksin?
Gece yalanları da
Gündüz düşleri de biter
Gerçek de biter zamanla
Kimi teselli edeceksin?
Sorgulama zamanı değil şimdi
Aşkın yaprakları çoktan döküldü
Boğaz’ın iki yakası bir araya gelene dek
Bir arada olamayız biz
Ben sana demedim
Seni diyenlere dedim
Olmaz diye
Niye dinledin?
Yazamıyorum
Kardayım hala
Kıştayım
Yazamıyorum
Öyle soğuk ki tenim
Yaşadığımı hissedemiyorum
Buradan sonrasına bakmak
Donuk
Daha fazlasını hissedemiyorum
Kardayım hala
Kıştayım
Yazamıyorum
Kıştayım
Yazamıyorum
Öyle soğuk ki tenim
Yaşadığımı hissedemiyorum
Buradan sonrasına bakmak
Donuk
Daha fazlasını hissedemiyorum
Kardayım hala
Kıştayım
Yazamıyorum
Bay Öl-Üm
t this moment, death has a very different meaning in my life. I can’t believe that it was what crossed my mind once. Death is not easy, not peaceful even if it takes a second to cross to the other side. No one has a single idea about that other side. So what's with the confidence? It's all about suffering. Human suffer after death. Still, pain is not the meaning of death for me, only maybe a part of it. The rest is about endurance. One says goodbye and the rest waves. Death can still be soft and white and warm if it's in someone you love. You continue loving the one under the earth, all covered with death. That is how you can endure, how you can love death. The only ease and peace in death is on the other side. No one can see, no one can know, no one has a single idea. That's why the rest remains in pain. Nothing to do except bonding with the rest and be thankful for the living softness and warmth around us. All in all, death happens.
Kuş ve Kız
Kız gri kuşu takip ederken arkasına bakmıyordu. Kuşun bir karga mı yoksa güvercin mi olduğunu gözü seçemiyordu; ama peşinden sürükleniyordu. Amacı onu elde etmek değil, yolun sonuna geldiklerinde orada neyle karşılaşacağını öğrenmekti. Meraklı bir kızdı.
Kronik baş ağrılarına ilaçlar hükmedemezken, şu an hiç hissetmiyordu. Huzursuzluğu bir yana, ayakları acımaya başlamıştı. Karnındaki kasılmalar sıklaştığından bir an önce bu takibin bir sona ermesini dilemeye başlamıştı. Baş ağrısını bile arar olmuştu. En kötü şeydi beklemek ve gidişata hiç bir müdahalenin elinden gelmemesi. Yol uzadıkça küfretti, küfrederken azimle yürüdü. Sabırlı bir kızdı.
-
Kuş artık pervasızca süzülmüyor, düpedüz liderlik ediyordu bu yolculuğa. Kızı çekmek istediği yere yaklaştıkça alçalıyor, arada bir kızı gözlüyordu. Eğer yarı yolda bırakacak olursa, kafasına yapacağı birkaç pike onu kendine getirirdi. Acımasız bir kuştu.
Kilometrelerce yaptığı seyahatlerin hiç biri buna benzemiyordu. Gideceği yeri düşündükçe içi titriyor, bunu bir yabancıyla paylaşmayı neden bu kadar istediğini çözemiyordu. Kafası ne kadar karışık olursa olsun bu fikrinden caymayacaktı. Onun doğru insan olduğunu biliyordu. İç güdüleri kuvvetli bir kuştu.
-
“Hey!” diye seslendi kız ve yaptığına aldırış etmeden, “Gerçekten bir yerlere gidiyoruz değil mi?”. Bir kuştan cevap vermesini beklemek ne kadar deliceyse, kuşun dönüp olumlu denebilecek bir anlamda başını eğdiğini düşünmek de öyleydi. Umarsızca yola devam ediyordu belki de; ama kız devam edecekti, bir kuştan daha dayanıksız olacak değildi ya. Kibirli bir kızdı.
-
Kendi kendine güldü kuş. Yaptığı jesti fark ettiğini umarak yola devam etti, belki de delirmişlerdi gerçekten. Kızın delirmesi fikri hoşuna gitti ve bir kez daha güldü. “Benim için delirse…” Aşık bir kuştu.
-
Gördükleri karşısında nefesinin kesileceğini tahmin ediyordu kız. Bir büyülenme anı, şaşkınlık nidası veya bunlara benzer herhangi bir şey… Bunların yerine sadece baktı çünkü kuşun gelip konduğu yer çimenlerin dahi yetişmediği sade bir boşluktu. Kuş bir güvercindi ve bir kuş mutlu bakabilseydi eğer buna benzerdi. Keyifle öterek bir tur daha atıp aynı yere kondu. Kız adımlarını hızlandırdı ve kuşun yanına gitti. Oturmaya bile tenezzül etmezdi bu toprak yere; ama elini uzattı kuşa ve bir gülümsemeyle ona baktı. Önce tereddüt etse de başka yolu olmadığını anladığından belki de, kuş kızın eline kondu. Neşeyle ellerini gagalarken bir yandan da bunun olabilirliğini anlatmaya çalışıyordu. Ne kadar mutlu olabileceklerini, bomboş bir kara parçasından cenneti yaratabileceklerini, dünya üzerindeki her kuşun ve her insanın onlara gıpta edeceğini… Kız anlamıyordu. Belki bir kafes bulur ümidiyle çevresine bakındı, bu cana yakın kuşu evine götürüp ona bakabilirdi. Kuş çırpınıp öttükçe onu rahatsız ettiğini sanarak yere bıraktı; bıraktığı anda da kuş hareketsiz ve sessizce yerde kaldı. Demek istenmiyordu. Son bir umutla kızın ayağının üstüne zıpladı ve sıkıca tünedi. Onu bırakmak istemiyordu, hele de buraya kadar gelmişken. Olabilirdi elbet, belki de doğru anlatamıyordu. Kız aniden ona beklemesini tembihleyip koşmaya başladı. Beklemek acı verici olsa da kızın ayağından ayrılıp yakındaki küçük bir tepeden seyre daldı. Etekleri uçuşurken o da bir kuş gibi gözüküyordu, öyle olsa ne kolay olurdu.
-
Kayboluşunun üzerinden 4 gün geçmişti ki, kız elinde bir kafesle ve artan güzelliğiyle kuşu bıraktı tepeye geri döndü. Kuş yerinden ayrılmamış, verdiği sözü tutmanın yorgun gururunu yaşıyordu. Yine de elindeki kafese bir anlam verememişti. “Seni yanıma alacağım, sana çok iyi bakacağım. Lütfen benimle gel. Öyle farklı hissettiriyorsun ki bana, neredeyse bir insan olduğunu düşüneceğim. Kafese gir ve beni hiç bırakma.” Kuş duyduklarına inanamıyordu. Onunla özgürce yaşamak yerine, ikisinin de hapsolmasını istiyordu. Onu anlamadığı apaçık ortadaydı elbet ama hisleri doğruydu. Aşkı karşılıklıydı, en önemlisi de buydu. Böyle bir ikilemi hayatında hiç yaşamamıştı ve şimdi karar vermezse kızı sonsuza dek kaybedeceğini biliyordu. Derin bir nefes alıp en güzel sesiyle öttü ve arkasına dahi bakmadan kızın kafesine uçtu. Kız da neşeyle onu aldı ve gittiler.
-
Kuş, kızdan uzun yaşadı. Çok az daha uzun süre daha uzun yaşadı ve son nefesini kafası kafes parmaklıklarının arasındayken verdi.
Kronik baş ağrılarına ilaçlar hükmedemezken, şu an hiç hissetmiyordu. Huzursuzluğu bir yana, ayakları acımaya başlamıştı. Karnındaki kasılmalar sıklaştığından bir an önce bu takibin bir sona ermesini dilemeye başlamıştı. Baş ağrısını bile arar olmuştu. En kötü şeydi beklemek ve gidişata hiç bir müdahalenin elinden gelmemesi. Yol uzadıkça küfretti, küfrederken azimle yürüdü. Sabırlı bir kızdı.
-
Kuş artık pervasızca süzülmüyor, düpedüz liderlik ediyordu bu yolculuğa. Kızı çekmek istediği yere yaklaştıkça alçalıyor, arada bir kızı gözlüyordu. Eğer yarı yolda bırakacak olursa, kafasına yapacağı birkaç pike onu kendine getirirdi. Acımasız bir kuştu.
Kilometrelerce yaptığı seyahatlerin hiç biri buna benzemiyordu. Gideceği yeri düşündükçe içi titriyor, bunu bir yabancıyla paylaşmayı neden bu kadar istediğini çözemiyordu. Kafası ne kadar karışık olursa olsun bu fikrinden caymayacaktı. Onun doğru insan olduğunu biliyordu. İç güdüleri kuvvetli bir kuştu.
-
“Hey!” diye seslendi kız ve yaptığına aldırış etmeden, “Gerçekten bir yerlere gidiyoruz değil mi?”. Bir kuştan cevap vermesini beklemek ne kadar deliceyse, kuşun dönüp olumlu denebilecek bir anlamda başını eğdiğini düşünmek de öyleydi. Umarsızca yola devam ediyordu belki de; ama kız devam edecekti, bir kuştan daha dayanıksız olacak değildi ya. Kibirli bir kızdı.
-
Kendi kendine güldü kuş. Yaptığı jesti fark ettiğini umarak yola devam etti, belki de delirmişlerdi gerçekten. Kızın delirmesi fikri hoşuna gitti ve bir kez daha güldü. “Benim için delirse…” Aşık bir kuştu.
-
Gördükleri karşısında nefesinin kesileceğini tahmin ediyordu kız. Bir büyülenme anı, şaşkınlık nidası veya bunlara benzer herhangi bir şey… Bunların yerine sadece baktı çünkü kuşun gelip konduğu yer çimenlerin dahi yetişmediği sade bir boşluktu. Kuş bir güvercindi ve bir kuş mutlu bakabilseydi eğer buna benzerdi. Keyifle öterek bir tur daha atıp aynı yere kondu. Kız adımlarını hızlandırdı ve kuşun yanına gitti. Oturmaya bile tenezzül etmezdi bu toprak yere; ama elini uzattı kuşa ve bir gülümsemeyle ona baktı. Önce tereddüt etse de başka yolu olmadığını anladığından belki de, kuş kızın eline kondu. Neşeyle ellerini gagalarken bir yandan da bunun olabilirliğini anlatmaya çalışıyordu. Ne kadar mutlu olabileceklerini, bomboş bir kara parçasından cenneti yaratabileceklerini, dünya üzerindeki her kuşun ve her insanın onlara gıpta edeceğini… Kız anlamıyordu. Belki bir kafes bulur ümidiyle çevresine bakındı, bu cana yakın kuşu evine götürüp ona bakabilirdi. Kuş çırpınıp öttükçe onu rahatsız ettiğini sanarak yere bıraktı; bıraktığı anda da kuş hareketsiz ve sessizce yerde kaldı. Demek istenmiyordu. Son bir umutla kızın ayağının üstüne zıpladı ve sıkıca tünedi. Onu bırakmak istemiyordu, hele de buraya kadar gelmişken. Olabilirdi elbet, belki de doğru anlatamıyordu. Kız aniden ona beklemesini tembihleyip koşmaya başladı. Beklemek acı verici olsa da kızın ayağından ayrılıp yakındaki küçük bir tepeden seyre daldı. Etekleri uçuşurken o da bir kuş gibi gözüküyordu, öyle olsa ne kolay olurdu.
-
Kayboluşunun üzerinden 4 gün geçmişti ki, kız elinde bir kafesle ve artan güzelliğiyle kuşu bıraktı tepeye geri döndü. Kuş yerinden ayrılmamış, verdiği sözü tutmanın yorgun gururunu yaşıyordu. Yine de elindeki kafese bir anlam verememişti. “Seni yanıma alacağım, sana çok iyi bakacağım. Lütfen benimle gel. Öyle farklı hissettiriyorsun ki bana, neredeyse bir insan olduğunu düşüneceğim. Kafese gir ve beni hiç bırakma.” Kuş duyduklarına inanamıyordu. Onunla özgürce yaşamak yerine, ikisinin de hapsolmasını istiyordu. Onu anlamadığı apaçık ortadaydı elbet ama hisleri doğruydu. Aşkı karşılıklıydı, en önemlisi de buydu. Böyle bir ikilemi hayatında hiç yaşamamıştı ve şimdi karar vermezse kızı sonsuza dek kaybedeceğini biliyordu. Derin bir nefes alıp en güzel sesiyle öttü ve arkasına dahi bakmadan kızın kafesine uçtu. Kız da neşeyle onu aldı ve gittiler.
-
Kuş, kızdan uzun yaşadı. Çok az daha uzun süre daha uzun yaşadı ve son nefesini kafası kafes parmaklıklarının arasındayken verdi.
Baki Kalan...
İşte şimdi yazabilirim omuzlarımdan kalkan yükün ağırlığını
Çünkü ağrısı baki
Belki onun gözyaşlarıdır döktüğüm
Ağrının, yükün
Yine bile boşluklarla boğuşma baki
Nedenini sormayarak başlarım işe
Gerek yok bu denli kalbi yormaya
İşte şimdi yol verebilirim geçmişe
Zamanı geldiğinde yapılması gerekendir korktuğum
Sakat göz pınarlarımdı acıtan
Yapraklarla birlikte düştüğüm gibi
Fidanla birlikte filizlenirim
Çiğ muzdaribi tomurcuklar baki
Yüz yılda bir beni bulduğu olur ya
Odur acıtan
Oydu acıtan
Acı diner, yaranın izi baki
Gözyaşı diner, kalp baki
Yük yok, ağrı baki
Çünkü ağrısı baki
Belki onun gözyaşlarıdır döktüğüm
Ağrının, yükün
Yine bile boşluklarla boğuşma baki
Nedenini sormayarak başlarım işe
Gerek yok bu denli kalbi yormaya
İşte şimdi yol verebilirim geçmişe
Zamanı geldiğinde yapılması gerekendir korktuğum
Sakat göz pınarlarımdı acıtan
Yapraklarla birlikte düştüğüm gibi
Fidanla birlikte filizlenirim
Çiğ muzdaribi tomurcuklar baki
Yüz yılda bir beni bulduğu olur ya
Odur acıtan
Oydu acıtan
Acı diner, yaranın izi baki
Gözyaşı diner, kalp baki
Yük yok, ağrı baki
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
