9 Şubat 2009 Pazartesi

Rethorical

Herhalde bundan daha gülünç duruma düşemeyiz. İnsanlara madara olmak ve hatta onların gülünecek hiçbir şey bulamaması. Biz de insanken, insanların maskarası olmak. Aslında noktalama işareti yok bu hayatta. Ara verdiği, bir şeyler açıkladığı, örnekler sunduğu bir kullanım kılavuzu yok elimizde. Sadece biter cümleler ve bazen de ünlemleniriz durduk yere. Sorular da vardır elbet ama onlar hep içimizde patlar. Cevabı olmadıktan sonra soru işaretini yormaya ne hakkımız var? Olmamalı. Rethorical. Her zaman da bu kadar acınası olunmaz zaten. Nihayetinde biz güleriz, çoğunlukla gözümüzde yaşlarla. Bundan daha zavallı olamayız ki. Elinde konu yokken yazmak mesela, elinde aşk yokken sevmek. İlla canımızı acıtacak, eskiden kalma kabuk bağlamış yaraları kanatacak bir halt çıkarırız gün ışığına. Yahu zaten gün ışığını ne kadar sık görüyorsun da ona hakaret ediyorsun? Böyle olmamalıydı. Rethorical. Her zaman ağlamayız kendi halimize, başkaları dikkatimizi çeker. Onlar için ağlarken bıyık altından güleriz hayata ve hatta şükrederiz. Bundan daha acınası olunamaz ya. Başkası bizim derdimize ağlarken de kıs kıs güleriz yine, yoruluruz çünkü üzülmekten ve bayrağı devretmek rahatlatır. Ne pistir insan. Oysa yıkanır. Bedeninden aşağı süzülen birkaç damlayla arınır ve çamur içinde terk eder o mabedi. Çünkü çamur içinde, çok derinde çamur. Dakikalar ilerler ve altı çizili her cümle anlamını kaybeder. Bir kitabın sayfasını o günkü anlamıyla kıvırırız ve kalbimizin de bir köşesinde kıvrılır o sayfa. Yarın açıp baktığında aynı olmadıktan sonra neden kıvırırsın ki gergin ruhlar antolojisini? Olamaz. Rethorical. İşte ondan sonra dünyanın çarkına küfredip yolumuza devam ederiz. Nasılsa herkes güldü, herkes ağladı. Tamam o zaman, herkes oynadıysa rolünü bu cümle askıda kalır. Again, rethorical.

Hiç yorum yok: