Kız gri kuşu takip ederken arkasına bakmıyordu. Kuşun bir karga mı yoksa güvercin mi olduğunu gözü seçemiyordu; ama peşinden sürükleniyordu. Amacı onu elde etmek değil, yolun sonuna geldiklerinde orada neyle karşılaşacağını öğrenmekti. Meraklı bir kızdı.
Kronik baş ağrılarına ilaçlar hükmedemezken, şu an hiç hissetmiyordu. Huzursuzluğu bir yana, ayakları acımaya başlamıştı. Karnındaki kasılmalar sıklaştığından bir an önce bu takibin bir sona ermesini dilemeye başlamıştı. Baş ağrısını bile arar olmuştu. En kötü şeydi beklemek ve gidişata hiç bir müdahalenin elinden gelmemesi. Yol uzadıkça küfretti, küfrederken azimle yürüdü. Sabırlı bir kızdı.
-
Kuş artık pervasızca süzülmüyor, düpedüz liderlik ediyordu bu yolculuğa. Kızı çekmek istediği yere yaklaştıkça alçalıyor, arada bir kızı gözlüyordu. Eğer yarı yolda bırakacak olursa, kafasına yapacağı birkaç pike onu kendine getirirdi. Acımasız bir kuştu.
Kilometrelerce yaptığı seyahatlerin hiç biri buna benzemiyordu. Gideceği yeri düşündükçe içi titriyor, bunu bir yabancıyla paylaşmayı neden bu kadar istediğini çözemiyordu. Kafası ne kadar karışık olursa olsun bu fikrinden caymayacaktı. Onun doğru insan olduğunu biliyordu. İç güdüleri kuvvetli bir kuştu.
-
“Hey!” diye seslendi kız ve yaptığına aldırış etmeden, “Gerçekten bir yerlere gidiyoruz değil mi?”. Bir kuştan cevap vermesini beklemek ne kadar deliceyse, kuşun dönüp olumlu denebilecek bir anlamda başını eğdiğini düşünmek de öyleydi. Umarsızca yola devam ediyordu belki de; ama kız devam edecekti, bir kuştan daha dayanıksız olacak değildi ya. Kibirli bir kızdı.
-
Kendi kendine güldü kuş. Yaptığı jesti fark ettiğini umarak yola devam etti, belki de delirmişlerdi gerçekten. Kızın delirmesi fikri hoşuna gitti ve bir kez daha güldü. “Benim için delirse…” Aşık bir kuştu.
-
Gördükleri karşısında nefesinin kesileceğini tahmin ediyordu kız. Bir büyülenme anı, şaşkınlık nidası veya bunlara benzer herhangi bir şey… Bunların yerine sadece baktı çünkü kuşun gelip konduğu yer çimenlerin dahi yetişmediği sade bir boşluktu. Kuş bir güvercindi ve bir kuş mutlu bakabilseydi eğer buna benzerdi. Keyifle öterek bir tur daha atıp aynı yere kondu. Kız adımlarını hızlandırdı ve kuşun yanına gitti. Oturmaya bile tenezzül etmezdi bu toprak yere; ama elini uzattı kuşa ve bir gülümsemeyle ona baktı. Önce tereddüt etse de başka yolu olmadığını anladığından belki de, kuş kızın eline kondu. Neşeyle ellerini gagalarken bir yandan da bunun olabilirliğini anlatmaya çalışıyordu. Ne kadar mutlu olabileceklerini, bomboş bir kara parçasından cenneti yaratabileceklerini, dünya üzerindeki her kuşun ve her insanın onlara gıpta edeceğini… Kız anlamıyordu. Belki bir kafes bulur ümidiyle çevresine bakındı, bu cana yakın kuşu evine götürüp ona bakabilirdi. Kuş çırpınıp öttükçe onu rahatsız ettiğini sanarak yere bıraktı; bıraktığı anda da kuş hareketsiz ve sessizce yerde kaldı. Demek istenmiyordu. Son bir umutla kızın ayağının üstüne zıpladı ve sıkıca tünedi. Onu bırakmak istemiyordu, hele de buraya kadar gelmişken. Olabilirdi elbet, belki de doğru anlatamıyordu. Kız aniden ona beklemesini tembihleyip koşmaya başladı. Beklemek acı verici olsa da kızın ayağından ayrılıp yakındaki küçük bir tepeden seyre daldı. Etekleri uçuşurken o da bir kuş gibi gözüküyordu, öyle olsa ne kolay olurdu.
-
Kayboluşunun üzerinden 4 gün geçmişti ki, kız elinde bir kafesle ve artan güzelliğiyle kuşu bıraktı tepeye geri döndü. Kuş yerinden ayrılmamış, verdiği sözü tutmanın yorgun gururunu yaşıyordu. Yine de elindeki kafese bir anlam verememişti. “Seni yanıma alacağım, sana çok iyi bakacağım. Lütfen benimle gel. Öyle farklı hissettiriyorsun ki bana, neredeyse bir insan olduğunu düşüneceğim. Kafese gir ve beni hiç bırakma.” Kuş duyduklarına inanamıyordu. Onunla özgürce yaşamak yerine, ikisinin de hapsolmasını istiyordu. Onu anlamadığı apaçık ortadaydı elbet ama hisleri doğruydu. Aşkı karşılıklıydı, en önemlisi de buydu. Böyle bir ikilemi hayatında hiç yaşamamıştı ve şimdi karar vermezse kızı sonsuza dek kaybedeceğini biliyordu. Derin bir nefes alıp en güzel sesiyle öttü ve arkasına dahi bakmadan kızın kafesine uçtu. Kız da neşeyle onu aldı ve gittiler.
-
Kuş, kızdan uzun yaşadı. Çok az daha uzun süre daha uzun yaşadı ve son nefesini kafası kafes parmaklıklarının arasındayken verdi.
13 Nisan 2010 Salı
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder